Yabancı Bir Dil Öğrenirken Yapmamanız Gereken 10 Şey

Yabancı Bir Dil Öğrenirken Yapmamanız Gereken 10 Şey

Dil öğrenmek aslında tamamen deneme yanılma durumudur.

Bir yöntemi denersiniz, berbat sonuçlar alırsınız, başka arayışlara yönelirsiniz.

{Yazarınız Emre Teacher gibi} biz hali hazırda bir dili öğrenmiş olanlar için, başka bir dili öğrenmek çok daha kolay gelir çünkü daha önce öğrendiğimiz dili öğrenirkenki hatalarımızdan çokça tecrübe etmişizdir. Yani bir başka deyişle; NE YAPMAMAMIZ GEREKTİĞİNİ BİLİRİZ.

İnternette bolca “You should do’s” yani “Şunları yapmalısınız” gibi listeler görmüşsünüzdür, bu listeler bazı insanlara çok faydalı olurken bazıları sonuç alamaz ve vaz geçer. Fakat bu yazının listesi farklı; sizlere tüm dil öğrenenler için çok önemli olan 10 maddelik “do not do’s” yani “Bunları Yapmayın” listesi hazırladım.

O HALDE BUNLARI YAPMAYIN:

Önden gelen bonus madde: Bir “öğrenen” için  herhangi bir şey yapmadan önce en önemli şey gerçek bir amaca sahip olmaktır, ve istikrarlı ve dirayetli olmaktır. Ne olursa olsun işi sonuna götürmek şarttır.

1) Türkçe, ya da daha doğru bir deyişle öğrendiğiniz dilden başka bir dil konuşmayın!

Burası çok önemli :)

Eğer ki dilini öğrenmeye çalıştığınız ülkede yaşamıyorsanız bu madde ayrıca önemli, çünkü bir dili öğrenmek için ona maruz kalmanız gerekir, İngilizce öğrenirken Türkçe’ye maruz kalırsanız, İngilizceniz değil Türkçeniz gelişir.

2) Parafraz, yani bir şeyi başka sözcükler veya cümlelerle açıklayabilmenin önemini küçümsemeyin!

Akıcı konuşmanın ne olduğu hakkında piyasada farklı görüşler vardır, benim en çok katıldığım görüş ise;

Hedef dildeki içeriği, hedef dili kullanarak ve ana dilden çeviriye

ihtiyaç duymayarak açıklayabilmek veya parafraz yapabilmek.

Örneğin ben kütüphane kelimesinin İspanyolcadaki karşılığını bilebilirim, ama eğer ki ben kütüphaneyi sessiz sakin, ders çalışmaya uygun, içerisinde ödünç alabileceğim bir sürü kitap olan bir bina olarak tarif edebilirsem, işte o zaman iletişimsel olarak fluent, yani akıcı bir konuşmacı olurum.

3) Son kullanım tarihi geçmiş, pert olmuş metotlardan uzak durum!

Tüm dünyada, grammar-translation olarak adlandırılan dilbilgisi-çeviri yöntemi ve kelime ve kural ezberleme gibi yöntemler yüzyıllardır kullanılagelmiştir, Türkiye’de de özellikle devlet okullarındaki öğrencilere –bu yöntem hala çok kullanıldığı için- gına gelmiştir. Türkiye’de devlet okullarında eğitim görmüş tipik bir çalışkan öğrenci örneği vereyim size: muazzam kelime bilir, 6 perfect tense dahil tüm zamanları bir Amerikalıdan daha iyi bilir, ama “How are you?” diye sorulduğunda “fine, tenks and you?” dan öteye geçemez. Daha da kötüsü bu onun suçu değil, onu iletişimsel tarzda dil ediniminden mahrum bırakan, ya da en kötü ihtimalle konuşmaya yönlendirmeyen hocalarının ve sistemin suçudur.

Ne yaparsanız yapın, sizi konuşturmayan kurstan/kaynaktan uzak durun.

4) Mikro hedefler koymadan makro hedeflere açılmayın!

“Ne diyo bu şindi makro mikro falan” diyebilirsiniz. Hemen örnekle açıklayayım:

“2 yıl içerisinde İngilizce C2 (advanced) seviyesini geçmek istiyorum” gibi bir hedef makro hedef oluyor. Fakat bu, çok büyük çapta ve uzun vadeli bir hedef.

Bir dili yeni öğrenen birisi olarak daha küçük, mikro hedeflere ihtiyacınız var. Örneğin, iyi bir mikro hedef şunun gibi olmalıdır: haftanın her günü, biri ile, hedef dilde günde 5 dialog kurmak, veya biraz ilerlediğinizde; cümle kuracağım zaman “go” gibi basit bir kelime kullanmak yerine, cümleye uygun şekilde “attend/join/travel/visit” gibi daha doğal ve daha iyi alternatifleri kullanmak.

Öğrenim sürecinizde sürekli böyle mikro hedefler koyduğunuzu ve bunları tamamladığınızı düşünün… Bir şeyleri başarma hissi en iyi teşvik kaynaklarından biridir.

5) Dandik malzemelerden uzak durum!

Bir kaynağın kaliteli mi yoksa kalitesiz mi olduğuna karar vermek kolay değildir lakin;  antika yani demode, aşırı derecede nazik terminoloji ve ifadeler, gerçek hayatta karşılığı olmayan kullanımlar olan, ve en önemlisi kafa karıştırıcı ve karmaşık gramer açıklamaları olan, orijinal/otantik metin içerikleri yerine rasgele metinler içeren kaynaklardan uzak durmakta fayda var.

6) Şimdi bu madde biraz daha makro bir madde olarak gözükebilir ama; dil öğrenirken dile ait kültürün önemini küçümsemeyin!

Bir dili öğrenebilirsiniz, OK, ama o dili öğrenirken dilin kültürüne de aşinalığınızın olması, çok daha üst sonuçlar almanızı sağlayacaktır. “Hoca dili öğrendik de üst sonuç alması kaldı” demeyin, bu normal öğrenim sürecinize de katkı sağlayan bir etkendir, hem de sizinle dialoga giren bir yabancıdan “Aa sen Türk müsün” ya da “İngiliz/Amerikan sanmıştım seni” tarzı tepkiler almanın hazzı da başkadır bilin. Bu, o dile, dizi, kitap, dergi gibi dilin otantik/organik içeriklerine maruz kalmakla mümkündür.

7) Bu maddeyi seveceksiniz: Çok fazla çalışmayın!

Dil öğrenim çalışmalarınızı çok sık ve yoğun olarak planlamayın. Bunun yerine kısa ve aralarında boşluk bırakarak, bölünmüş çalışmalar planlamaya çalışın.

Saatlerce bir kitabın başında veya ekran karşısında, kuralların üzerinden geçmek, kartlarla kelime ezberlemek sizin daha hızlı öğrenmenizi sağlamayacak, bu çalışmaları kısa ve öz yapmaya çalışın ve her çalışmanızı dili kullanabildiğiniz bir alanda pekiştirmeye çalışın.

8) Konuşana kadar hazır olmayı beklemeyin, ASLA HAZIR OLMAYACAKSINIZ!

Şöyle genel bir kanı var ki; insanlar uzun çalışmalar sonucunda “yeteri” kadar input yani öğrenim sağladığında, bir noktada, başkaları ile rahat konuşabileceklerini düşünürler.

Bu inputun, yani öğrenimin, output olarak yani üretim olarak çıkacak şeylerin temelini oluşturduğu tabiki reddedilemez, özellikle de başlangıç seviyelerinde, lakin konuşmak için belli bir seviyeyi beklemek, çok mühim iletişim becerilerinizin gelişmesini de erteleyecek ve yavaşlatacaktır.

Madde başlığının daha iyi anlaşılması için; bisiklet sürmeyi öğrenmek için, ilk bisikletin üstüne oturana kadar nasıl saatlerce ders almanıza gerek yoksa, konuşmak için de yok. (bisiklet örneği Salih Uyan’ın Anlıyorum ama Konuşamıyorum” kitabından.

9) Gramer/Dilbilgisi çalışmalarına yoğunlaşmayın!

Aslında bu bilgiyi herkes bilir, devlet okullarında tahtada formül öğreten dil öğretmenleri dahil. Tersinden kanıtlayayım: anadilinizle ilgili dilbilgisi öğrenimlerinize okulda, halihazırda konuşabildiğiniz şekilde başladınız. Çocuklar okulda Türkçe dersinde, özne, fiil, yüklem gibi kavramları çok sonra görüyor. Ama aynı çocuklar İngilizce ile ilk karşılaşmalarında “subject+ verb+object” görüyorlar. Sonra da “I” başa gelecekti, ardından fiil gelecekti “play” sonra da nesne gelecekti “basketball” gibi sınırlı, yorucu bir öğrenim süreci geçiriyorlar.

Çok fazla gramer çalışmak ve otantik kaynaklardan anlamlı öğrenim yerine basit içeriklerden ezber yapmak, kesinlikle iletişimsel becerilerinizi olumsuz etkileyecektir.

10) Seviyenizin çok üstünde şeyleri dinlemeyin de okumayın da! [altyazılı bişeyler izlemenin sakıncası olmaz]

Elementary gibi seviyelere çıktıktan ve yeni kaynaklara açılmaya başladığınızda, çok üst kaynaklarla kendi kendinizin üstüne gelmeyin. Çoğunu anlayabileceğiniz içeriklerle haşır neşir olmanız en iyisi! Nasıl olursa olsun dile maruz kalmak iyidir, ama basit içeriklerden başlayarak anladığınız içerikler devamlılık açısından daha iyi olacaktır.

___

Sorunuz olursa veya bana ulaşmak isterseniz:

Twitter: @emreticha

Email: emreteacher43@gmail.com

Makaleyi Paylaş:

Bunları Gördüğüz mü?

Yorumlar