Ne Yana Baksam, Farklı Bir Aksan

Ne Yana Baksam, Farklı Bir Aksan

Eee, how are you today?

Biraz önce sorduğum soruyu telefonda duymuş olsaydın, nereli olduğuma dair bir fikir oluşur muydu zihninde? Muhtemelen Türk olduğumu anlardın. Peki, ben Türkiye’de doğan birisi olarak İngiliz aksanına sahip olabilmem mümkün mü?

Mümkün. Hem de gayet mümkün. “Eğer Amerika’da veya İngiltere’de doğmadıysan, asla bir İngiliz veya Amerikalı gibi konuşamazsın,” cümlesi asla doğru değil.

Bu cümle genelde öğrencileri telaffuz çalışmalarından uzaklaştırır. Ümitsizleştirir. Genellikle de Kritik Periyot Hipotezi denilen yaklaşımdan bahsederek bu görüşlerini desteklerler.

Birçok kişinin hedef dilde tam düzgün aksanla konuşamaması, senin de konuşamayacağın anlamına gelmiyor. Birçok komedyen mükemmel taklitler yapıyorlar. Bridget Jones’un Günlüğü filmini hatırlarsın. Renee Zellweger mükemmel bir İngiliz aksanıyla konuşuyordu dikkat ettiysen. Ama aslında o bir Amerikalı…

Kendi sesini dinle!

En güzel telaffuz çalışması da ses kaydıyla yapılıyor. Birçok programın şu anda telaffuz çalıştırma özelliği var. Kendi sesini kaydediyorsun, sonra orijinal sesle kendi sesini mukayese ediyorsun. Böylece yavaş yavaş hedeflediğin mükemmellik seviyesine yaklaşabilirsin.

Bir kere sözlükteki kelimeleri doğru okuyabilmek için fonetik öğrenmek şart. Çok da zor bir şey değil. Ama bu konuyla ilgili de yanlış bir ön yargı kafamızın içinde yüksek bir duvar olarak yıllardır durmaktadır.

Kritik periyot gerçekten çok kritik

Gerçi sana daha önce de bahsetmiştim, bu konuyla ilgili kritik periyot denilen bir hipotez var. 1967 yılında Eric Lenneberk tarafından ortaya atılan bir hipotez.

Bu adam diyor ki, bir kişi anadilini ancak 12 yaşına kadar öğrenebilir. Bundan sonra beyindeki nörolojik değişimlerden dolayı insan herhangi bir dili öğrenemez. Bu hipotezini desteklemek için Lenneberg, 12 yaşına kadar kimseyle teması olmamış birkaç tane çocuk bularak denek olarak kullanmış. Bu çocuklar ne kadar öğrenmeye çalışırlarsa çalışsınlar, gramer hatalarından kurtulamamışlar.

Kıssadan hisse

Bu konuyla ilgili örnek bir vaka var aslında. Amerika’da Genie adında bir kız 1970 yılında bir evin bodrumunda, lazımlıklı sandalyeye bağlı olarak bulunmuş. Kız 13 yaşındaymış. Akıl hastası babası yüzünden ömrünü hayattan tamamen tecrit edilmiş bir halde geçiren kızın bildiği kelime sayısı 20 civarındaymış. 13 yıl boyunca sadece “Kes şunu” veya “Yeter artık” gibi birkaç cümle haricinde hiç ses duymamış kızcağız. Çünkü akıl hastası baba, annesinin ve büyük kardeşinin Genie ile görüşmelerini yasaklamış.

Bütün basında yer almış o yıllarda bu haber. Neyse, bazı geceler ağladığında babası bodruma iniyor ve havlamaya benzer korkunç sesler çıkararak kızı susturuyormuş. Kız, kimi günler bağlı olduğu sandalyeyle birlikte yere düşüyor ve saatlerce düştüğü yerde kalıyormuş. Babası arada bir insafa gelip kızı sandalyeden çözüyor, bir uyku tulumuna sarıp üstünde metal kapak bulunan bir beşiğin içine koyup kapağı kapatıyormuş.

Annesinin, kendisine verilen bir dakikalık süre içinde yalnızca kızını beslemeye izni varmış ama beslenme esnasında da konuşması yasakmış. Neyse, radyosu, televizyonu olmayan bu çocuk, duygusal ve sosyal mahrumiyetle büyümüş. Şans eseri kurtarılıp hastaneye getirildiğinde ayakta duramıyor, insani özellikler sergileyemiyormuş. Dahası dil bilmediği için iletişim kuramıyormuş.

Olayı duyan psikolog, psikiyatr, engelli eğitmeni gibi bilim adamları hemen hastaneye akın etmişler tabi. Bu grubun arasında en iştahlı gözükenleri de tahmin edeceğin gibi dil bilimcilermiş. Ana dilin ancak çocukluk döneminde öğrenilebileceğini savunan “Kritik Periyot” hipotezi için sonunda tabii bir denek bulmuş oldukları için hepsi çok heyecanlıymış. Hastane, bilimsel araştırmaların üssü haline gelmiş. 

Genie’yle gönüllü olarak ilgilenmek isteyenler sıraya girmiş, evlatlık almak için türlü numaralar çekilmiş. Ama yıllar süren uğraşlar neticesinde Genie, yaş olarak geç kalması sebebiyle 100 kelimeden fazlasını öğrenememiş ve annesi tarafından kimsesizler evine gönderilmiş. İstersen internette bu kızın fotoğraflarını bulabilirsin.

Girdi-çıktı meselesi

Dildeki akıcılık aslında o dili ne kadar erken öğrenmeye başladığınla değil, o dille ilgili ne kadar çok girdi aldığına bağlıdır. Elbette tam bir mükemmellik sağlanamaz ama öğrendiğin dili anadil olarak konuşanlara çok yakın bir şekilde öğrenebilirsin. Hatta dil konusunda kabiliyetin çoksa kimse senin Türk mü, İngiliz mi olduğunu bile anlayamaz.

Anadille hedef dil arasında mutlaka fark vardır ve olması da normaldir. Ama bu hipotezi öne sürüp dil öğrenen insanların cesaretini kırmaya hiç gerek yok. Zaten yabancı dili çok iyi konuşan kimseler için “anadili gibi konuşuyor” denir. Oradaki gibi kelimesi bütün konuştuklarımızı açıklıyor. Gibi konuşmak. Yani aynısı değil, ama çok benzeri.

Son kullanma tarihi geçmiş yöntemler

Bizim halkımız gıda ve giyim eşyaları konusunda acayip bilinçlidir. Ama konu eğitim veya sağlıksa acayip saygılıdır ve asla olumsuz bir şey düşünmek bile istemez. Marketten aldığın sütün son kullanma tarihi geçmişse hemen markete gidip olay çıkarıyorsun. Ama gittiğin dershanede kullanılan yöntemlerin son tarihi geçmişse, hiçbir şey yapmıyorsun. Niçin? Bilgisizlikten.

Bir şeyi bilmiyor olman, o işin nasıl iyi yapıldığını bilmiyorsun anlamına gelmez. Türkiye’de maalesef böyle yanlış bir algı var. Gidip şirket yöneticisine bir fikir sunuyorsun, “Madem sen daha iyi biliyorsun, gel sen yap,” gibi bir tepki alıyorsun.

Saçma.

Ben daha iyi yaparım iddiasında değilim ki ben.

Mesela bir lokantada yediği kuru fasulyeyi beğenmeyen bir insan düşün. Bu insana, “Madem beğenmedin, git kendin pişir,” diyebilir misin? Ben kuru fasulye pişirmeyi bilmiyorum ama yediğim zaman güzel olup olmadığını anlayabiliyorum.

Bilmem anlatabildim mi?

Makaleyi Paylaş:
Anlıyorum Ama Konuşamıyorum, e-Beveyn Olmak, Şimdi Gözlerini Açabilirsin kitaplarının yazarı.

Bunları Gördüğüz mü?

Yorumlar