İngilizce Kompleksi

İngilizce Kompleksi

Bir arkadaş ortamında telefonum çaldı. Baktım, aynı okulda çalıştığımız İngiliz bir öğretmen arıyor. Telefonu açıp İngilizce konuşmaya başladım. Ortamdaki birkaç arkadaş, "Vay, artiste bak!" türünden laflar ettiler. Bir tanesi, "Ayarlıyorsun adamları, ortamda aratıyorsun kendini, havanı basıyorsun," dedi.

İngilizce konuşmanın neresi havalı anlayamadım. Elin İngilizine Türkçe mi konuşaydım diyemedim. 

Sonuçta çok ilginç bir durum. Ama bu ilginçliğin birçok sebebi var. Yaşadığımız komplekse etki eden faktörlerden bahsediyorum yani. Mesela filmlerin Türkçe seslendirilmiş olarak seyredilmesi de bu kompleksi tetikliyor.

Düblaj illüzyonu

Hollywood filmlerini kim seslendiriyor? Tiyatro sanatçıları elbette… Yani toplumun en iyi konuşan, sesi en güzel olan kimseleri, değil mi?

Hal böyle olunca da, filmlerdeki en abuk sabuk tipler bile harika bir Türkçeyle konuşuyor. Benzincisi, katili, krosu, magandası, hepsi akıcı ve güzel bir Türkçeyle konuşuyorlar. Böylece bilinçaltımıza İngilizce konuşan toplumlarla ilgili çok olumlu mesajlar akmaya devam ediyor.

Yani bir Türk filmindeki köylü, “Nediyon oğlum, hiç görüşemeyoz. Nirlerdesin?” şeklinde konuşurken, Amerikan köylüsü, “Hey dostum, nasılsın ha? Seni görmeyeli uzun zaman oldu. Umarım iyisindir,” falan şeklinde acayip düzgün konuşuyor.

Gerçekten bir illüzyon yaşıyoruz yani. Filmin orijinalini seyredince de aksanı anlayamıyoruz. Türkçe seyredince zaten çok düzgün konuşuyorlar.

Adam katil. Hapishaneden çıkıyor. Küfürbaz, ağzı bozuk, pislik bir tip… Ama bir konuşuyor. Hayran oluyorsun. “Hey, 10 yıldır Eyalet hapishanesindeyim ve sen bana o lanet olası günlere geri dönmemi mi istiyorsun? Hayır dostum. Bu imkânsız,” falan diyor. Ses de acayip mikrofonik. Aslında şöyle çevrilmesi lazım… “Gardaşım, 10 yıldır mapusanedeyim. Sen beni yeniden dama göndermek istiyosun. Aboo! Valla gitmem, billa gitmem.”

Saatchi, dürümland, keb-up

Adam dükkânına İngilizce tabela falan asınca kızıyoruz ama aslında meselenin köklerine inmek lazım. Bir ülkeyi ele geçirebilmenin ilk yolu, o ülkenin diline zarar vermektir. Kültür emperyalizminin en önemli taktiği budur. Ve İngiltere yıllarca sömürdüğü Hindistan’dan sonra İngilizce öğretimiyle aslında birçok doğu ülkesini sömürmeye devam ediyor. Kendi kültürünü empoze ediyor ve o ülkelerin yerel dillerini ikinci plana itiyor.

Dil deyip geçme. İnsanın bütün algısını kontrol eden bir mekanizmadır. İngilizce öğretiminde kullanılan yöntem ve teknikler hep İngiliz ve Amerikan kültürünü baskın olarak vermekte, bu ülkelere ait kültür tanıtılırken hep güzel örnekler verilerek hayranlık uyandırılmaktadır.

Bazı ülkeler dili ihraç ederler, bazı ülkeler de ithal ederler. Türkiye ithal edenler grubunda yer alıyor. Yani bir anlamda İngilizceyi satın alıyor. Ama alıcı olarak kendi ihtiyaçlarımızı bilip, ona göre bir satın alma gerçekleştirirsek amaca ulaşmamız kolaylaşır.

Yabancı dil konusunda dilbilimci Herder şöyle diyor: ‘Ben öbür dilleri kendi dilimi unutmak için öğrenmem, eğitimimden edindiğim töreleri değiştirmek için yabancı ülkelerde dolaşamam. Ben vatanımın yurttaşlık hakkını yitirmek için başka kuyruğa geçen bir yabancı olurum o zaman, kazanmaktan çok yitiririm’

Bu millet İngilizce öğrenme konusuna eğildiği kadar, kendi anadilini korumak için uğraşsaydı İngilizce olayı da çözülürdü. Ve anadilimize en büyük zarar da şu anda İngilizceden geliyor.

I am very sinirli now yani!

Bir arkadaş var. Bu işin olabilitesi yok falan diye konuşuyor. Ve bunu geyik olarak değil, gayet ciddi cümlelerin arasında söylüyor.

İngilizce konuştuğun için kendinle anlamsız bir gurur duyman veya daha da kötüsü Türkçe konuşurken İngilizce kelimeler kullanarak hava atmak inanılmaz aşağılık bir şey.

Peki İngilizceyle çok haşır neşir olan insanlar bilinçsiz bir şekilde kullanıyor olabilir mi bu kelimeleri? Hayır, olamaz.

Türkçe öğrenen bir İngilizce düşün. "I will visit my babanne" falan der mi? Veya "I am very sinirli now" diyebilir mi? Komik duruyor değil mi?

Yabancı dil öğrenmek elbette insana çok şey katar. Bunda herkes hemfikir… Ama  “Çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış,” hesabı, bunu büyük bir meziyet olarak görüp anadiline üvey evlat muamelesi yapanları anlamak zor. Sapasağlam bir insana sırf değişiklik olsun diye organ nakli yapılır mı?

Düşünmesi bile tüyleri diken diken etmeye yetiyor. Dil de yaşayan bir organizma. Pırıl pırıl Türkçe kelimeler dururken İngilizce kelime kullananlar aslında büyük bir suç işlediğinin farkına varmalı. Acilen toplumsal bir tepki oluşturmak gerekiyor.

Makaleyi Paylaş:
Anlıyorum Ama Konuşamıyorum, e-Beveyn Olmak, Şimdi Gözlerini Açabilirsin kitaplarının yazarı.

Bunları Gördüğüz mü?

Yorumlar